Buradan tekrar Mollagile dönersek, bu ailenin de yukarıda anlatılan hikayeye benzer bir serüven yaşayarak Mezütlüyü geçici olarak yurt edinmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Zira Mezütlü kış soğuğuna açık, kuzeyde kalan ve suyu (çay gibi sulamaya elverişli olacak kadar suyun olmasını kasdediyoruz.) olmayan bir yer. Böyle bir yerin yerleşim yeri olarak seçilmesini ancak göçmen olmanın getirdiği zorunluluklarla izah edebiliriz.
Bayburt ve çevresine üç defa Türki halkların büyük gruplar halinde gelip yerleştigini biliyoruz. Bunlarin ilki Oguz-Cepni grubu, ikincisi Halep Türkmenleri ve nihayet Fatih Sultan Mehmed'in zorunlu iskana tabii tuttuğu 3000 Tireli.
Köyümüzün de son iki göçten pekala nasibini almıs olabileceğini düşünebiliriz. Bu ya doğrudan iskan yada bu göçlerin taciz ettiği bölgelerden kacan yerli halkin yakın çevrede daha uygun bir yer araması sonucu oluşan iskandı. Köyümüzün köyleşmesi süresince bölgede yoğun bir göç trafiğinin olduğunu tahmin ediyoruz.
Bu yoğun hareketliliğin bir sonucu olacak ki Mollagil Mezütlü'yü geçici bir yerleşim yeri olarak seçmiş ve gerekli şartların oluşmasıyla köye göçmüşler. Bu akraba hakkında sözü bu kadar uzatmamızın sebebi; en başta köyün yerlisi olarak sözünü ettiğimiz akrabaların da buna benzer bir yolla köye yerleşmiş olabileceğini ve de önceleri basit bir yayla olan köy yerinin kalıcı yerleşimcilerle birlikte aşamalı olarak köyleştiği yönündeki asıl iddiamızı kuvvetlendirmek ve
böylece bir iddia da bulunarak herkesin kendi akrabası hakkında daha geniş ve doğru bilgiyi buradan bizimle paylaşmasına vesile olmak.
Köyümüzün geçirdiği göçlere bağlı etnik hareketlilik, Bayburt çevresinin yasamış olduğu benzer süreçten bağımsız düşünülemez. Esasen Bayburt doğudan ve güneyden gelen ekser Türkmen göçleriyle yerli karadeniz etnosunun karıstığı bir alan olmuştur. Fakat bu karısmanın tam bir kaynaşmaya dönüşmediğini iddia edebilir ve bu iki (farklı) kültürün coğrafi ve sosyal sınırlarının bugün dahi var olduğunu söyleyebiliriz. Mesela Çoruh nehrinin kuzey yakası Trabzon – Rize, güney yakası ise Erzurum – Erzincan kültür eksenindedir. Çoruh nehri bu iki kültürü birbirinden ayıran doğal bir sınır gibidir.
Bu durum hem dilsel hem de folklorik farklılıklarla kendini belli eder.